top of page
  • İrem Çilingir

Bilinenden Kurtulmak veya Sorulara Sığınmak


Bir alışkanlığım var. Her alışverişe çıktığımda mutlaka bir kitapçıya uğrar birkaç tane de olsa bilmediğim veya uzun zamandır almak istediğim kitapları toplayıp fazla düşünmeden satın alırım.


Krishnamurti de daha önce sıkça karşıma çıkmış, özellikle hayat felsefesini merak ettiğim yazarlardan, düşünce insanlarından biriydi. Nedense yaptığım online alışverişlerde hep kitaplarını pas geçmiş, başka kitapları gözüme kestirmiştim.


Geçen haftalarda çıktığım alışverişlerin birinde "Bilinenden Kurtulmak" kitabına denk geldim. Muhtemelen Krishnamurti okumuş veya duymuş insanların ilk aklına gelen kitaplarından biridir. Eğer değilse de mazur görün, ben öyle hissetmişim.


Bu sefer başka kitaplara kaçmayıp son zamanlarda düştüğüm Doğu Felsefesi ve Alan Watts çukurunu bir de Krishnamurti ile deneyimlemek istedim.


Her defasında cevap aramak niyetiyle açtığım kitabı her defasında sorularla kapattım. Zaten Krishnamurti'nin vadettiği de bu. Yol göstermek, cevap sunmak değil aksine doğru soruları sormak, düşünmeye sevk etmek, kendi yolumuzu çizdirmek ve değerlerimizi oluşturmaya teşvik etmek.


Dikkatimi çeken bazı alıntıları paylaşmak ve sizlerle yorumlamak isterim.


Kendine Acımak

"Normalde başkalarını suçlamaktan güç alırız ki bu da kendine acımanın başka bir çeşididir." s.17

Bu benim defalarca altını çizmek istediğim cümlelerden bir tanesi. Çokça çevremizden duymuş, farklı yazarlardan farklı kelimelerle benzer anlamları elde etmişizdir, eminim. Fakat bu kadar basit aslında. Çoğunlukla başımıza gelen kötü olayların başkahramanlarını çevremizdeki insanlar yaparız. Biz her zaman o filmlerdeki "iyi oyuncu" iken olayların içine sürüklendiğimiz dostlarımız, partnerlerimiz "kötü oyuncu"dur. Neden? Çünkü böylesi daha kolay gelir, kendimize acımaya, mağdur olmaya bayılırız bu nedenle de suçu kadere ve başkalarına atmaya oldukça meyilliyiz. Ama asıl güç kendini sorgulayabilmekte, objektif bir şekilde irdeleyebilmekte yatmıyor mu? Asıl gelişim, asıl güç kendini tıpkı bir cerrah gibi parça parça yarabilmekte, anlamlandırabilmekte, davranışlarının sorumluluğunu üstlenebilmekte yatıyor.


Sen'i Anlamak


"Şimdi, kendimizi anlamaya nereden başlayacağız? Buradayım, kendimi nasıl inceleyeceğim, gözlemleyeceğim, iç dünyamda gerçekte neler olduğunu nasıl anlayacağım? Kendimi ancak bir şeyle ilişki kurarken gözlemleyebilirim çünkü hayatın kendisi ilişkiden ibaret. Bir köşede oturup kendim hakkında düşünmenin yararı yok. Tek başıma var olamam. Ancak insanlarla, nesneyle ve fikirlerle ilişki kurarak var olurum; ve ancak iç dünyama ait şeylerin yanı sıra dış dünyadaki şeylerle ve insanlarla olan ilişkimi inceleyerek kendimi anlamaya başlarım. Diğer bütün anlayış şekilleri soyut kavramlardan ibarettir ve ben kendimi soyut bir kavram olarak inceleyemem; ben soyut bir varlık değilim; dolayısıyla kendimi gerçekteki halimle, olmayı istediğim gibi değil, olduğum gibi incelemek zorundayım." s. 26

Gündelik koşuşturmalar, maddi kaygılar, ilişkiler derken en çok kendimizi ihmal etmiyor muyuz sence de? Bir işe gösterdiğimiz özeni, bir kitabı anlamaya ayırdığımız eforu kimi zaman kendimize göstermekten sıkça çekiniyoruz. Kendimizi anlamıyoruz, duygularımızı anlamıyoruz. Çok basitçe bu duyguları yahut düşünceleri sıfatların arkasına gizlemekten bahsetmiyorum. Tüm haliyle, tüm yalınlığıyla an'da olmaktan ve hissettiklerini özümsemekten, çevremizdeki her şey ile olan ilişkimizden bahsediyorum.


Şahsen kendi hayatımı göz önüne aldığımda bunu çok nadiren yaptığımı fark ediyorum. Halbuki bunu en güzel deneyimleyebildiğim zamanlarda an'ın tadını çıkarabildiğimi ve kendime sarılabildiğimi hissediyorum.

"Çünkü çoğumuz bir ırmağın güzelliğine bakmayı ya da ağaçların arasından esen rüzgarı dinlemeyi bilmediğimiz gibi kendi varlığımıza nasıl bakmamız ya da onu nasıl dinlememiz gerektiğini de bilmiyoruz." s. 28

Hatıralarla Yaşayan Zihinler ve Zevk

"Hatıralarla eli kolu bağlanmamış bir zihin gerçek bir özgürlüğe sahiptir." s. 45

En son ne zaman düşüncelerine duvar çekip anın tadını çıkardın? Dün tartıştığın arkadaşın, geçen hafta bir cümlenle kalbini kırdığın sevgilin, aramayı unuttuğun annen veya hafta içi tamamlayamadığın işini bir kenara bırakıp sadece sen ve doğa, sen ve müzik, sen ve sessizlik tadını çıkardın?


Geçmiş üzerine yorumlar yapmayı, konuşmayı, düşünmeyi, onu anmayı hepimiz çok seviyoruz. Fakat bir gerçek var unuttuğumuz, o an o dakika geri gelmeyecek. Bu acı gerçekle yüzleşip şimdi'ye odaklanmalıyım, odaklanmalıyız.


Bunun farkındalığını en çok bu satırları okurken hissettim ben. Defalarca düşündüğüm bazı dakikaları, bazı anları büyük bir özlemle düşünürken o an'ı ne kadar geçersiz kıldığımı ve tadını çıkaramadığımı fark ettim.

"Zevki acıya çeviren onu yineleme ve devam ettirme çabasıdır. Bunu kendinizde gözlemleyin. Zevkin yinelenmesi isteğinin kendisi acıya neden olur, çünkü artık dünkü gibi değildir." s. 46

Bu cümleleri gündelik hayatımızda o kadar sıkça yaşadığımızı sen de fark etmişsindir muhakkak. Özlemle düşündüğümüz dakikaları tekrar yaratabildiğimizde ilk zamanlarda yaşandığı kadar coşkuyla yaşanmaması hissi. "Zevkin yinelenmesi isteğinin kendisi acıya neden olur." Dolu dolu bir seyahat, sevdiğin insanla geçirdiğin bir dakika, tattığın bir lezzet, okuduğun bir kitap... Tekrar yaşandığında tıpkı ilk an gibi her şeyin aynı olacağı hissi ve peşi sıra olmadığında bizi kucaklayan keder.

"Sevinç, üzerinde düşünülebilecek bir şey değildir. Sevinç anlık bir şeydir, üzerine düşünürseniz, zevke dönüşür. Anda yaşamak, güzelliği anlık olarak algılamak ve zevk almaya çalışmadan ondan büyük bir sevinç duymak demektir." s. 47

Ölümden Kaçış ve Ona Dönüş

"Çoğumuz yaşamak nedir bilmediğimiz için ölmekten korkuyoruz. Nasıl yaşayacağımızı bilmiyoruz, dolayısıyla nasıl ölmemiz gerektiğini de bilmiyoruz. Hayattan korktuğumuz sürece ölümden korkmaya devam edeceğiz. Hayattan korkmayan bir insan güvenlikte olmamaktan korkmaz çünkü manen, psikolojik bakımdan güvende olmak diye bir şey olmadığının farkındadır. Güvencenin olmadığı yerde sonsuz bir hareket hali vardır ve o zaman yaşamla ölüm aynıdır. Çatışmadan uzak, güzellik ve sevgi içinde yaşayan bir insan ölümden korkmaz çünkü sevmek ölmektir." s. 100
"Bilinenden kurtulmak ölümdür ve işte o zaman yaşamaya başlarsınız." s. 100
"Bir şeyi "olması gereken" ve "olan" diye ikiye bölmek hayatla başa çıkmanın en yanıltıcı yoludur." s. 105

Kapanış

"Kendiniz hakkında bir şeyler öğrenirken, kendinizi izlerken, nasıl yürüdüğünüzü, yemek yediğinizi, ne dediğinizi, dedikoduyu, nefreti, kıskançlığı izlerken bütün bunların içinizde olduğunun, hiçbir seçme şansınız olmadan, farkındaysanız eğer bu, meditasyonun bir parçasıdır. Yani meditasyon siz bir otobüste otururken, ışık ve gölge dolu bir ormanda yürürken, kuşların ötüşünü dinlerken veya eşinizin ya da çocuğunuzun yüzüne bakarken de gerçekleşebilir. Meditasyonu anlamak sevgiyi içerir, sevgi de sistemlerin, alışkanlıkların, bir yöntemi uygulamanın ürettiği bir şey değildir. Sevgi düşünceyle geliştirilemez. Sevgi tam bir sessizlik, düşünen kimsenin mevcut olmadığı bir sessizlik olduğu zaman var olabilir; zihinse ancak kendi hareketini düşünce ve duygu olarak anlayınca susabilir. Düşünce ve duygunun bu hareketini anlamak için onu gözlemlerken hiçbir kınama söz konusu olmamalıdır. Bu şekilde gözlemlemek disiplinin kendisidir ve böyle bir disiplin akıcıdır, özgürdür, boyun eğmenin disiplini değildir." s. 152
59 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page